top of page

İnanç Üzerine

  • Yazarın fotoğrafı: Hamit Orhan Demircan
    Hamit Orhan Demircan
  • 11 Mar
  • 4 dakikada okunur

İnanmak eylemi her daim çok geniş bir perspektif gibi gelmiştir zihnime. İnanç ise ondan da keniş bir konsept gibi ele alınmıştır bencileyin, kendi içimde. Öyle ki bir insana güvendiğimizi ifade ederken dahi temelde bir inancımızı paylaşırız. A kişisinin bize zarar vermeyeceğine inanma halini dile getiririz. Öylesi geniş bir perspektifi sosyal iletişimde veya kendi içimizde tek bir başlığa sıkıştırma gayretimizin sonuçsuz ve bitaplığını uzun uzadıya kendi yaşam serüvenimde bugüne değin düşünme fırsatım oldu. Şu an bu serüvenin kısa özetini, ve bugüne değin nasıl evrildiğini çok özet bir şekilde aktarma gayretindeyim.


Ben müslüman bir ailenin oğlu olmam ve kültürel olarak çocuklara dini aktarımın gerekli görüldüğü bir bölgede çocukluğunu ve ergenliğini geçirmiş bir kimse olarak islami birçok görüş ve kanı ve kaynakla tanışma şansı yakaladım. Fakat yaşamımda zaman geçtikçe "Din nedir?", "Müslümanlık nedir?", "İslamiyet nedir?" sorularım "İnanç nedir?" sorusuna evrildi. Yazımın başında da bahsettiğim gibi uzun uzadıya düşünüp tarttığımda fark ettim ki aslında inanç denilen şey düşünce dünyasında ve davranışta olduğu kadar duygularda da yer almaktadır. Yani demem o ki eğer biz A kişisine "Sana güveniyorum." dediğimizde içimizde gerçekten o güveni hissetmiyor, davranışlarımızda şüpheci oluyor ve güven duygumuzla düşünemiyorsak o halde bir anlamda iki yüzlülük spektrumunun bir noktasında yer almıyor muyuzdur sizce?


Evet spektrum kelimesini itina ile seçiyorum. Çünkü katman katmandır iki yüzlülük. Bazı bazı üç, bazı bazı dört bazı bazı bin yüzlüyüzdür çünkü hayatta. İstesek de, istemesek de... Farkında olmadan dahi bölüne bölüne varlık sürdürmüşsek hele hayatta; travmalarla birlikte farkında bile olmadan birçok kimse haline gelir bir de üstüne bir birçokluğumuza bilinçli birçokluluk katarsak kişisel yaşamımızda; mesela manipülatif tekniklerle veya nasıl desem güç oyunlarıyla: o halde vay halimize. Bölük pörçük olmak zorunda kalmış kişiliğimize bilmem kaç tanesini de biz eklemiş oluruz ki o zaman "inanç" kavramını kendimize dahi yitirmeye başlarız zamanla ve de zamanla sanki.


Ama biz konumuza geri dönelim. İnanç diyorduk. İnsanın kendine inancı, duygularına inancı, bedenine inancı, düşüncelerine inancı, aracısı olduğu bilgiye inancı; aktardığı bilgiye inancı... diye sürüp gidiyor böylece. Hal böyle olunca bir soru daha çıktı ortaya kendimce: eğer insan "inandım" diyince inanamıyorsa; hangi konu olursa olsun mesele, inanabildiği kadar inanıyordur zaten ve de öylece. Yani demem o ki ben A kişisine güveniyorum derken dahi, aslında bağlam altında ele almam gerekir öyle değil mi? Ne konuda güven? gibi. "Beni öldürmeyeceği konusunda ona güveniyorum" demekle, "Beni incitmemeye azami gayret gösterecektir." demek arasında ne kadar ciddi bir fark var öyle değil mi? Yani güvenmek söz konusu olduğunda dahi düşünsel dünyamızdan duygusal dünyamıza aksetmiş meseleler aslında parça parça ve dilim dilimdir. A kişisine topyekün güvenme şansımız yoktur. Çünkü insan meçhul bir canlı olması ve dinamizmlerle birlikte daimi bir değişim sürecinde olması dolayısı ile A kişisi bir gün suratınıza bile bakamaz şartlarla karşı karşıya kalabilir, yahut size zaman ayıramayacak kadar yoğun, yahut çok da keyif aldığı; kendi gibi olduğu kimseler ve ortamlarda zamanını geçirmeyi tercih edebilir. Hal böyle olunca da bırakın A kişisine güvenden bahsetmeyi, A kişisi topyekün sizin hayatınızdan yok olabilir. Hiçbir şey olmasa bile ölüm gerçeği bizi A kişisinde bile yoklukla eninde sonunda yüzleştirecektir ki bu hiç kimse için bir tartışma konusu değildir.


Bu nedenle mesele inanmak olunca felsefi bağlamda bile ele alsak, dini bağlamda bile ele alsak tek bir perspektiften inancımızı ele almak demek aslında bitmiş bir eylemden değil, ölene değin devam eden bir halden bahsediyor olmakta olduğunun bir göstergesidir. Yani türkçeye çevirecek olursam "Ben bir deistim" ya da "Ben bir müslümanım" cümleleri bir oksimoron niteliği taşır son nefesinize kadar. Çünkü mantık gereği siz aslında "Deist olma gayretinde olan bir kimsesiniz" ya da "Müslüman olma gayretinde olan bir kimsesiniz". Tersine yaklaşırsak "Ben bir müslümanım" demek aslında değil midir ki "Kanka ben cennetliğim" demekle aynı cinsten bir yaklaşım?


Demeye çalıştığım şey ezberleseniz de kaynakları, araştırsanız da teolojiyi, felsefi kaynakları, hafızanız zehir gibi, kendi içinizde çok samimi de olsanız aslında agılayabildiğiniz ve yaşamınıza aksettirebildiğiniz ve hissedebildiğiniz kadarıyla ve kadarına inanıyorsunuzdur. Geri kalanına inanmıyorsunuzdur, henüz. Ha bir gün belki inanırsınız o tabii ki önceki paragrafta da bahsettiğimiz bir mesele: ama gerçek şu ki "inandım" diye bir kanaat mantığı gereği bir toplu başlığa sıkıştırılabiliecek bir şey değil gibi geliyor bana. "İnanmaktayım", "İnanma gayretindeyim" gibi devam eden bir eylem olarak ele almak inanma eylemini hem insanın iç dünyasında bütünleştiren hem de dış dünyasında yaşamasına olanak tanıyan çok daha dinamik bir perspektif olarak gözüme gelmektedir. Hem de soru sorma eylemine ket vurulmamasını, merakın ve iştahın her daim cezb halinde kalmasını da sağlamaktadır kanımca.


Aktarım meselesi ise açıkçası günümüzde bana inanılmaz saçma gelmektedir. Hele ki küçücük çocuklara aktarım... Günümüzde bunca teknolojik imkan ve kaynak dünyasında yaşarken bir kimseye inanç aktarma gayretinde olmak büyük bir kibir gibi geliyor dürüst olmak gerekirse. Ya arkadaş ya senin inancın karşındaki kişiyi, çocuğu olumsuz etkilerse. Ya sen anlamadıysan meseleyi de karşındaki insana anlatma cüretiyle onun da anlayışını belki de yıllar sürecek şekilde sarsıyorsan? Nasıl bir cesarettir ki bu insanın hem düşünsel, hem davranışsal hem de duygusal dünyasını çok derinden etkileyen bir kavrama bu denli öz güvenli yaklaşabiliyorsunuz, hayretler ediyorum. Nasıl zararlar verilebileceğinden de açıkçası bahsetmek istemiyorum, çok ama çok acı zararlara gebe olduğunu söylemekle yetiniyorum.


Peki ben şu anımda kategorize edebileceğim bir inanca sahip miyim? Valla yapay zekayla yaptığımız tartışma nihayetinde düşünce sistematiğimi ve inanç anlayışımı kategorize etmeye çalıştığımızda "Agnostik-Teist Varoluşsal Egoizm" gibi bir şeye vardık. Ama açıkçası oturup bunları derinlemesine falan araştırmışlığım yok. Ha bir bakmışımdır her birine az buçuk ama bunlara bakarak bu sonuca varmadığımı netlikle ifade edebilirim. Var olan bir dünya görüşüm var bunun felsefi kavramlarca isimlendirmesi şimdilik böyle bir şey gözükmekte. Ha yarın ola hayrola. Bu arada her türlü dini anlayışa, algılayabildiğim oranda, saygım ve sevgim de var oraya ayrıca girmeyeceğim. Agnostik teist bilmem ne olarak inanmak ile ilgili yazımı burada sonlandırabilirim sanırım.


Selametle.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Toplu Psikozu Kırmanın Bencesi

Toplu psikozu kırmanın bir toplumda bencesi görece sağlığını koruyabilmiş ve en azından gerçekçi olmayan inanışlara, neredeyse, sahip olmayan herkesin işinde, mesleğinde, toplumsal görevlerinde ve dah

 
 
 
Duyduk Duymadık Demeyin! Çok Önemli Bir Haberim Var!

Ey ahali size çok önemli bir haberim var! Son 40 yılda akıl almaz şeylere tanıklık ettiğimiz coğrafyamızda; sağıyla, soluyla, ilerisiyle, gerisiyle, çaprazlarıyla, yukarısıyla, aşağısıyla, kuzeybatısı

 
 
 
Sanat, Sanat Eseri, Sanatçı

Sanat: Arapça ṣanʿat 1. isim Duygu ve düşünceleri göze ve gönle hitap edecek şekilde söz, yazı, resim, heykel vb. ile ifade etme konusundaki yaratıcılık:      " Bir oyunun on beş gün sürmesi bir sanat

 
 
 

Yorumlar


© 2025 Hamit Orhan Demircan

bottom of page